Ana Sayfa

Haber : » BELEDİYE MECLİSİNDEN “BARIŞ PINARI HAREKATI”NA DESTEK     » BAŞKAN ÇAYLI :HER YIL FESTİVAL YAPACAĞIZ     » MUHTEŞEM FESTİVAL     » SOSYAL MEDYA HESAPLARI AÇILDI     » OYUN PARKLARI ÇİMLE KAPLANDI     » AYGÜN’E ZİYARET VE PLAKET     » ÇOCUKLARIN BAŞKAN ÇAYLI SEVGİSİ     » KENDİNİ BİLMEZLER ÇOCUK PARKINA ZARAR VERDİ     » UZUNKUM IŞIKLARI KONUSUNDA TARİHİ ADIM     » FOTOĞRAF YARIŞMASI ŞARTNAMESİ VE FORMU     Ziyaretçi Defteri İletişim
 Piyasa ABD DOLARI: Alış: 5.8881 Satış: 5.8987 EURO: Alış: 6.4888 Satış: 6.5005

Bugün:     Günlerden: Salı    Saat:

yenice belediyesi, e-belediye, e belediye, zeki çaylı, yenice, doğa, turizm

Menü

 • Yenice
 • Yenice Belediyesi
 • Başkanımız
 • Personelimiz
 • Haberler
 • Yönetim
 • Önemli Telefonlar
 • Vefat Edenler
 • Hizmet Dolu 10 Yıl
 • Seyir Terası
 

Belediyeler

 • Karabük Belediyesi
 • Safranbolu Belediyesi
 • Eskipazar Belediyesi
 • Eflani Belediyesi
 • Ovacık Belediyesi
 • Yortan Belediyesi

Valilikler

 • Karabük Valiliği
 • Zonguldak Valiliği

Kaymakamlıklar

 • Safranbolu Kaym.lığı
 • Yenice Kaymakamlığı
 • Eskipazar Kaym.lığı
 • Eflani Kaymakamlığı
 • Ovacık Kaymakamlığı

İstatistikler

 Ziyaretçi: 10541849

Türkülerimiz

 

  "Türkü seven türkü söyler" özdeyişinden de anlaşılacağı gibi, Türk halkı; sevinçlerini, hüzünlerini, hadiseler karşısında duygu ve düşüncelerini türkülerle dile getirmiş, geçmişindeki sevinç ve dramlarını türkülerde yaşatmıştır.

Türk halk edebiyatının dokusunu meydana getiren önemli liflerinden birini oluşturan türkülerimiz; bölge bölge, yöre yöre konusuna ve mazisine göre bir anlam ifade eder. Yenice ve bağlı köylerinde de bundan 35-40 yıl, hatta daha evvelki yıllarda söylenen türkülerin izlerini; ancak sıkı bir araştırma yapıldığında ortaya çıkarabilmek mümkün; çünkü, gelişen iletişim teknolojsi, sosyal hayattaki yeni oluşumlar, bir kısım öz kültür öğelerinin unutulma ve hatta yok olma noktasına getirmiştir. Ama yine de bazı köylerde hayatta kalan 80 veya 90'lık yaşlıların hafızalarında bazı türkülerin hala yaşadığını görmek mümkündür.

Satuk Köyü Yusufbeyoğlu Mahalİesi'nde oturan 89 yaşındaki İbrahim Dereli bunlardan sadece biri... Gençliğinde; düğünlerde, ekin ekme zamanı tarlalarda, hayvan otlatırken çayırlarda kavalla söylediği türkülerin çevredekiler tarafından zevk ve heyecanla dinlendiğini yörede herkes biliyor. İbrahim ustanın 60-70 yıl önce söylediği; ancak şimdi sadece bazılarını hatırlayabildiği, aynı zamanda yörenin dil ve ağız özelliklerini yansıtan türkülerden bazıları:

 

 

DERELER

 

Endim derelerine

Bilmem nerelerine

Beni doktor yapsınlar

Kızlar hastalarına

 

Deniz dibi delinsin

Sen bir taze gelinsin

Dokuz kocaya varsan

Son nikahta benimsin

 

Deniz üstü tütüyor

Kız memelerin bitiyor

Memelerin biterken

Aklın baştan gidiyor

 

Derelerin inciri

Saatimin zinciri

Dün akşam neredeydin

Koynumun güvercini

 

Endim dereye durdum

Turalı para buldum

Yedi köyün içinde

Ben bir kıza vuruldum

 

 

Derelerin uzunu

Kıramadım buzunu

Aidim çerkez kızını

Çekemedim nazını

 

Bahçalarda mürdüme

Çare bulun derdime

Ben bu dertten ölürsem

Tel vurun efendime

 

Armut daldan düşer mi

Günde yahni bişer mi

Sevip sevip yarılmak

Şanımıza düşer mi

 

Elmanın irisine

Yağsıdım gerisine

Beni çoban tutsunlar

Kızların sürüsüne

 

Susadım su isterim

Bana çeşme gösterin

Ben çeşmeden kanamam

A! yanaktan isterim

 

Suya endim kamışa

Su ne yapsın yanmışa

Mevlam sabırlar versin

Yarinden ayrılmışa

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

                                                            HOY

       Sadece Yenice ve çevre köylerde orak biçme esnasında kadınların uzun hava tarzında söylediği yöreye özgü bir türküdür. Hoy, kadınlar tarafından imece halinde veya birlikte ekîn biçilirken belirli bir usul ve nizama göre söylenir. Bir veya iki kadın tarafından okunmaya başlanan "Hoy", diğer kadınlar tarafından beraber ve koro halinde tekrar edilerek söylenir.

      Bu gelenek, yörede "Hoy söylemek" veya "Hoy çağırmak" şeklinde dile getirilir. 

Ekincüğüm döşek gibi

Ne duruyon eşek gibi

Oracığım kesmez oldu

Bileciğim tutmaz oldu

Kalmadı gidiyor ekincüğüm baştan başa

 

Yeni camii direk ister

Söylemeye yürek ister

Benim karnım toktur ama

Arkadaşlar börek ister

 

Kalmadı gidiyor ekincüğüm baştan başa

buğdaylarım ola gelmiş Tarlalara

dola gelmiş ekincüğüm orak ister

Arkadaşlar börek isterler

 

Kalmadı gidiyor ekincüğüm baştan başa

Bir taş attım ala kaza

Vardı tuttu yavru kuşa

Haydi gidelim kara taşa

Benim gönlüm san kıza

 

Kalmadı gidiyor ekincüğüm baştan başa

Ben giderim öte başa

Gelmez misin beri başa

Ben atlarım baştan başa

Gelmez misin beri başa

Kalmadı gidiyor ekincüğüm baştan başa

 

 

Yenice yöresi için sözlerini Metin Çengel'in yazdığı müzik ve derlemesi Alaattin Belen tarafından yapılan "Çilli" türküsü:

Tarakçıdan aşşağı

Bulut yağıyor bulut

Madenkeşlik uzadı

Unut sevdiğim unut

 

Soğanlı kenarında

Ekin yıkayamadım

Kara kömür yüzünden

Çillime doyamadım

 

 

Yenice'nin kızları

Gözler kömür karası

Bana resmini yolla

Ocaklarda kalası

 

Devrek görünmez oldu

Helvası yinmez oldu

Bir çillinin yüzünden

Dertlerim dinmez oldu

 

 

Yenice Yamaç Köyü'nden 1938 doğumlu Hasan Yalçın'ın bir kaza uğruna 13 yaşında her iki gözünden ama olup aydın olan dünyamızı kara geçirdiği için kendisine okuduğu ağıt... 

Çok küçük yaşta geçirdim bir kaza

Cenabı hak verdi bana ceza

Çok uğraştım bulamadım vefa

Kader böyle imiş neyleyim.

 

Aydın olan dünyam oldu karanlık

Nidem zenginlik niden varlık

Bu vaziyette yok bahtiyarlık

Arkadaş uğruna kara oldu dünyam

 

13 yaşımda zindan oldu önüm

Nidem kardeşler görmüyor ki gözüm

Dünyam kara ayetin olsun özüm

Felek pençesini taktı neyleyim

 

Ne kara imiş şu anlamın yazısı

İçime işliyor gözlerimin sızısı

Anlatalım artık uzun lafın kısası

Dinleyin kardeşler doğru yalan değil burası

 

Daha küçükken çocukluk hayatımda

Bir arkadaşla oynuyorduk o anda

Kabahat bende değil okla yayda

Kurbancasına olduk ne fayda

 

Mevsim yaz idi aylardan haziran

Ortalığın kurak olmasına nazaran

Kurtulamadım bu feci kazadan

Kader böyle imiş nideyim anne

 

Gidip bir kiraz dibine oturduk

Beraberce okla yayı getirdik

Kuş vuracaz bahanesiyle Gözlerimi yitirdik

Rahmet olsun babam alıp beni götürdü

 

Bekletmeden hemen yere yatırdı

Garip anam yavrum diye bağırdı

Ağlama anam kader böyledir

Çok sızlıyordu gözlerimin acısı

 

Cesaretlendiriyor komşuların bazısı

Alnıma yazılmış kaderimin yazısı

Dünya bana zindan oldu neyleyim

Alıp getirdiler beni doktora

 

Bir gözüm yaralı acep birisi ne ola

Dedi doktor zamanla birisi de sola

Kader böyle imiş nideyim anne

Dedi doktor buna çare bulunmaz

 

 

Açmadıkça kırk parası alınmaz

Alna yazılan kara yazı bozulmaz

Param yokki doktor ne vereyim

Buradan da eli yüzü yumduk

 

Nidelim ki bir şeytana uyduk

Olrnayak tabi farkına vardık

Bir bıçağa kurban oldum anne

Bu müşgülatla oldu yaşım onbeş

 

Çok feci günlerim nidelim kardeş

Akla gelmezdi böyle bir iş

Hak yardımcım olsun nideyim

Babama dedim tedavi ettir

 

Gittik doktora dermanı yoktur

Böyle bir insanın çilesi çoktur

Çilem böyle imiş kime neyleyim

Bu kadar uğraştım hepsi boşa

 

Sonradan vurdum başımı taşa

Oku kardeşim sevgi göster bu yaşa

Alın yazısıdır kime neyleyim

Aşık Hasan der ki dertli oldum

 

Çok uğraştım artık yoruldum

Sanat üzerine düştüm bu sazı buldum

Çekip mızrağımı teline vurdum

Derleme Hasan der ki dertli oldum

 

Çok uğraştım artık yoruldum

Sanat üzerine düştüm bu sazı buldum

Çekip mızrağımı teline vurdum

Derleme Hasan bu kadar yeter

 

Daha gerisi bundan beter

Hayat mücadelesi burada biter

Dünyanın ışığı burnunda tüter

Uğraştım saz yapmaya hayli zamandır

 

Muvaffak et Aliahım beni uyandır

Bu fece günlerime sen dayandır

Aman Aliahım kurtar beni bu dertten

Karanlık dünyamlda balta aldım etime

 

Aç kalmayayım diye azık sardım belime

Çıktım ormanların yoluna

Bana bahane veren

Allahından bula kahrola

 

Çıktım ormana ardıç ağacı buldum

Kaldırıp baltamı köküne vurdum

Eve getirdim içim oydum

Sanatımın yolunu bu yönde buldum

 

Sazımı yaptım düzene gelmez

Ne kadar uğraşsam gözüm görmez

Birisine sorsam dilinden bilmez

Burgusu tutmuyor telini germez

 

Çak uğraştım düzene koydum sazımı

Başladım çalmaya uydurdum sesimi

Bu kadar uğraştım bırakmak ki peşini

Çıkar yolum yok başka nedeyim

 

Sazımı yaptım çalmaya başladım

Tellerini gözyaşlmla ısladım

Nameler okuyup hayatımı taşladım

Alnımın yazısı bu imiş kime neyleyim

 

Neşelendim oturdum çalmaya

Efkarlandım başladım ağlamaya

Anam geldi bulunduğum yerden almaya

Nideyim anne kader bu imiş

 

Dedim ana gözüm açık olsaydı

Ne olurdu bir tanesi görseydi

Cenabu hak bana bu yolu gösterdi

Nasibim bunda imiş neyleyim

 

Böylece uğraştım oldu yaşım 20

Feleğin pençesi bağrımı deldi

Mevlam genç yaşta verdi derdi

Beni böyle olur diye kim derdi

 

Genç yaşımda oldum çileli

Tanımıyorum geleni ve gideni

işte budur hayatımın nedeni

Alın yazısıdır kime neyleyim

 

 

Cenabu hak beni böyle mi yarattı

Felek geldi pençesini taktı

Arkadaşlar gelip yanımdan kaçtı

Görmüyorum ki kime sesleneyim

 

Bu halde iken babam etti mefat

Kudreti ile yardım etti yarab

Böyle olanların hali harab

Kaderimin yazısı kime neyleyim

 

 

Sanmayın ki gaye destan satmak

Gönül istemiyor serilip yatmak

İçimden geldi bunu böyle yapmak

Nideyim kardeşler kader böyledir

 

Sazım düzenlidir oldu bana arkadaş

Efkarlı günlerimde o bana yoldaş

Yalan değil dinle beni kardeş

Nideyim ki çıkar yolum bu oldu

 

Uğraştım destanımı bastırdım satmaya

Okuyan dostlara hayatımı anlatmaya

Dinle kardeş devam e! okumaya

Kaderimin yazısı kime neyleyim

 

Kederli günlerimiz böyle geçiyor

Duyan dostlarım alıp seçiyor

Benim de hayatım böyle bitiyor

Kaderim böyle imiş neyleyim

 

Yeter Hasan artık söyleme

Okuyanların bağrını dağlımı

Çok acı çektim ağ/ama

Alnımın yazısıdır neyleyim

 

Şair Mehmet der ki çok oldu

Dinleyenlerin gözü yaşla doldu

Pek acı çekti hayatı soldu

Kaderi bu imiş neylesin

 

 

 Yenice Güzellemesi

       1988 yılı Mayıs ayında bir grup arkadaşıyla Yenice'mizde iki günlük bir gezi tertip eden Hacettepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi Sayın İbrahim Öküzcü'nün kaleme aldığı Yenice Güzellemesi:

        Bitmez tükenmez kıvrımları size, yeşilin her tonunu tattırırken, uzaktan uzağa gelen bir su sesi içinizde, dibine ulaşılmaz bir derinlik hissi uyandırır. Daha sonra, "O ses, hemen yolun kenarında akan ırmaktan geliyor" dediklerinde ürpereceksiniz.

"Demek ki biz, bir tarafı uçurum, bir tarafı dik yamaç olan bir yoldan, sanki Sırattan geçmişiz" diyeceksiniz. Peki, su görülmez mi? Hayır efendim, görülmez; sadece duyulur. Ya yamaçlar?.. Ona da sadece bakarsınız, fakat göremezsiniz. Gördüğünüz yalnız yemyeşil bir deryadır.

Şairin, "Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler" şeklinde anlattığı balıklara dönmemek için, yeşilin her tonunu farketmek, hepsinden bir tat almak istersiniz; fakat nafile. Biraz o balıklar gibi olmak zorunda kalırsınız. Farketmek, tat almak... Bunlar kısacık bir ziyaretle değil; günler, haftalar, aylar hatta yıllar sürecek bu- ziyaretle mümkündür.

       İşte, bütün bu duyguları içinizde duya duya ve kıvrıla kıvrıla ulaştığınız Yenice'de, dağ yamaçlarından çağlayarak inen Yenice Irmağı'nın biraz olsun sakinleşmesi gibi, siz de az çok kendinize gelebilirsiniz.

       Hava güneşli, fakat yağmur sanki gökyüzüne pamuk ipliğiyle bağlanmış. Her an düşmeye hazır. Bunu hissediyorsunuz. Yağmur, yağmak için, baktı hiç fırsat yok; o zaman adeta güneş ışınlarıyla geliyor, yüzünüze o tatlı serinliği, burnunuza o tarif edilmez kokusunu bırakıp gidiyor.

      Yenice Irmağı dağlarda çağlar, ama Yenice'den geçerken biraz olsun sakinleşmek zorundadır. Hiç, Yenice'lileri selamlamadan geçmek olur mu? Katar katar trenler de, sırf bu insanları selamlayabilmek için, nice zahmetlere katlanıp oralara kadar gelmiyor mu? Sakinleşmek zorundadır, dedik amma; eh, bir deli tay ne kadar sakinleşirse, o kadar. Yine deli-dolu, yine bulanık akıyor. Başı dumanlı yerlerden geldiği belli. Her geçtiği yerden bir hatıra, bir yadigar almasa olmaz sanki. O zaman ne kadar parlak, ne kadar berrak olurdu, değil mi? Belki o zaman, Karacakaya'dan bir hatıra olarak Yenice Irmağı'na karışan genç kızlarırnız, güzelliklerini su yüzünde farkeder de, bu dünyanın her şeye rağmen yaşanmaya değdiğini anlarlardı. Ama ne yazık ki, Yenice Irmağı bunu istemi-yormuşçasına bulanık ve deli-dolu...

       Dizlerinize kadar buluta gömülmek isityorsanız, Yenice dağlarına çıkın. Alın elinize bir yelpaze, bulutları yön verin. Ve, pırıl pırıl bir gökyüzünü seyrederken, yağmur ayaklarımıza yağsın. Alabalık son nefesini sizin ellerimizde versin. İşte, bir tavşan, bir geyik... Göz-gez-arpacık, fakat geç kaldınız. Onların, öyle her gürültüye pabuç bırakmadıkların, herhalde en iyi Yenice'liler bilir. Bilirler ya, yine de bazılarının evlerinin duvarında, bilmem ne zamandan kalma boynuzlar görürsünüz. Hâlâ, bir gece gelip kendisini dağlara kaçıracak yavuklusunu bekler gibidir; hâlâ "Ah! Bana bu yapılır mı?" der gibidir. Öylesine heybetli, öylesine canlı ve alımlı. Belki de, o yağmurlar bunların gözyaşıdır. Yoksa, bir ahunun gözünden akmadıkça, yağmurla pişip, bu yağmurla yenen kuzudadır.

      "Bülbül, bülbül" derler ya, aslında pek gören yoktur. Belki Yenice'de de göremezsiniz, ama duyabilirsiniz, dinleyebilirsiniz; "Bülbül, ağaran fecre kadar ağlarmış" diyen şaire hak verirsiniz. Bir şairle aynı duyguları taşımak ne demekmiş, bunu anlarsınız. Eğer şairseniz mesel yok; ya değilseniz? İşte o zaman, şair oldunuz gitti demektir.

 

Hit: 7767     Ekleme Tarihi: 28.6.2009 - 01:43:54     Düzenleme Tarihi: 28.6.2009 - 03:00:42

 

   Bu Site Host Tasarım Bilişim ve Teknoloji Hizmetleri Tarafından Hazırlanmıştır. ......

 

|   Ana Sayfa   |   Ziyaretçi Defteri   |   İletişim   |

Yenice Belediyesi Yenice Kaymakamlığı Host Tasarım